Skip links

Meniere Hastalığı

Meniere Hastalığı iç kulaktaki endolenf denilen sıvının artışı nedeniyle oluşan baş dönmesi, kulakta dolgunluk hissi, çınlama ve işitme kaybı ataklarıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Kulak içindeki bu basınç artışı endolenf denilen sıvının  üretiminin artması ya da kanallardaki tıkanıklık nedeniyle atılımının azalması ile ilgili olabilir.
Toplumda yakalanma sıklığı %0.1 gibidir. 30-60 yaşlarda daha sıklıkla görülür ve erkeklerde görülme olasılığı daha yüksektir. Genetik bir  aktarım da söz konusudur. Hastaların üçte ikisinde tek kulakta hastalık vardır; kalan üçte birinde ise her iki kulak tutulmuştur. İkinci kulak tutulumu genellikle başlangıçta değil hastalığın devam ettiği  yıllar içerisinde gelişir.

Hastalığın oluşumunda  bağışıklık sistemi hastalıkları, alerji, geçirilmiş kulak ameliyatları etken olarak düşünülmektedir.

Meniere hastalığında baş dönmesi  30 dakika ile 24 saat arasında sürer (genellikle 30dk- 2 saat) Genellikle şiddetli bir baş dönmesidir. Şiddetli baş dönmesine bulantı ve kusma da eşlik edebilir. Baş dönmesi atakları  gelmeden önce bazen hasta kulakta dolgunluk hissi ve çınlama ile atağın geleceğini hissedebilir.

Baş dönmesini başlatan belirli bir nedene gerek yoktur. Olur olmaz zamanlarda atak başlayabilir. Bununla birlikte, zaman zaman stres, aşırı fiziksel yorgunluk ve aşırı tuz alımının baş dönmesi atağının başlamasına neden olduğunu ifade eden hastalar vardır.

İşitme kaybı başlangıçta ataklar sırasında olan ve atak sonrasında düzelen sinir tipi (sensörinöral)  bir işitme kaybıdır. Önceleri sadece ataklar sırasında olup ve pes sesleri tutarken atak sayısı ve hastalık süresi uzadıkça normal konuşma sesleri ve tiz seslere doğru yayılan ve kalıcı hale gelen bir işitme kaybıdır.

Çınlama genellikle sabit ve rahatsız edici bir ses şeklindedir. Baş dönmesi atakları sırasında artış gösterebilir.

Meniere hastalığı olan hastaların kulak muayenesi  normaldir. Hasta baş dönmesi olmayan bir dönemde muayene edildiğinde  hiç bir bulgu saptanmayabilir. Baş dönmesi atakları sırasında ise hastada görülebilecek en önemli bulgu nistagmus adı verilen istemsiz göz hareketleridir. Ayrıca baş dönmesi nedeniyle ayakta durmada ve yürümede güçlük ve bir tarafa doğru çekme görülür.

Hastalığın tanısında hastanın şikayetlerinin ayrıntılı olarak dinlenip sorgulanması önemlidir. Atak sırasındaki denge muayenesi Meniere hastalığına  özgü olmasa da bir denge bozukluğunu gösterir. Meniere hastalığında odyolojik tetkik (işitme testi) çok daha önemlidir.  Atak sırasında pes (kalın) frekansları tutan sinir tipi (sensörinöral) bir işitme kaybının olması ve atak sonrasında bunun düzelmesi önemli bir bulgudur.

Bunların dışında Elektrokokleografi testi yapılarak iç kulaktaki sıvının (endolenf) basıncındaki artış saptanabilir. Elektronistagmografi testi ise daha değerlidir. Bununla denge fonksiyonları araştırılır. Bu testte hem pozisyona göre hem de kulağa verilecek sıcak-soğuk hava ya da su ile göz hareketleri izlenip kaydedilir. Nistagmus denilen istemsiz göz hareketleri bize denge sistemine ait ayrıntılı bilgi verir.

Tedavi

Meniere hastalığı olan hastalarda baş dönmesi atakları hayat kalitesini çok bozar. Atak sırasında aslında işitmede azalma, kulakta çınlama ve kulak dolgunluğu yakınmaları da vardır ancak en kötüsü dengenin bozulmuş olmasıdır. Başın dönmesi ile birlikte bulantının ve kusmanın varlığı durumu daha da kötüleştirmektedir. Bu ataklar, öncesinden hiçbir belirti göstermeksizin ortaya çıkıp birkaç saat sürebilir. Ataklar arasında hiçbir belirti gözlenmeyebilir. Bu yüzden atakların olmadığı dönemlerde, Meniere hastaları her an bir atak olacakmış gibi kendilerini tetikte hissederler. Bu endişe verici bekleyiş, hastaların normal aktivitelerini oldukça kısıtlamaktadır.
Hastalığın altında yatan neden henüz tespit edilememiştir. Ancak en çok kabul gören teori, iç kulakta farklı kısımlar arasındaki sıvı basıncındaki bir dengesizliktir. Hastalık hakkında ayrıntılı bilgi bu web sitesindeki (www.onurcelik.com) ¨Meniere Hastalığı¨ başlıklı yazıda bulunabilir. Hastalığın nedeni tam olarak bilinemediği için, spesifik (bu hastalığa özgü) bir tedavi geliştirilememiştir. Temel olarak iki türlü tedavi yapılmaktadır: 1. Baş dönmesi atakları sırasında baş dönmesinin ve diğer belirtilerin en kısa zamanda ortadan kaldırılması için yapılan ilaç tedavileri. 2. Baş dönmesi atağının olmadığı dönemlerde yapılan ve bir daha atak olmasın diye yapılan önleyici tedavi. Sonuç olarak, bu tedaviler hastalığın nedenini düzeltmeye yönelik değildir. Yıllarca yapılmış tedavi deneyimlerine göre yapılmaktadır.

Ataklar Sırasındaki Tedavi

Ataklar sırasında hastalığın en keyif kaçırıcı belirtileri olan baş dönmesinin yani vertigonun ve bulantı hissinin azaltılmasını sağlamak amacıyla ilaç tedavisi yapılır. Baş dönmesi atağı sırasında hastalar genellikle acil servislerde tedavi görürler. Burada ya gözlem altında tutularak, ya da hastaneye yatırarak tedavi etme yoluna gidilir. Serum takılarak  ve  içine baş dönmesini  geçirecek ilaçlar katılarak hastanın bu sıkıntılı dönemi giderilir. Stres önemli rol oynadığı için hastanın stresi ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için de gerektiğinde ilaç kullanılabilir.
Bu biçimdeki bir tedavi sadece ataklar başladıktan sonra yararlı olabilir. İlaçların yan etkilerini de dikkate almak gerekir, çünkü bazen farklı sorunlar yaratabilir. Bazı kişilerde, tedavi ile aşırı yorgunluk oluşabilir ve atak geçtikten sonra saatlerce uyuyabilirler. Bazı kişilerde bu ilaçlar tik ve diğer anormal hareketlere yol açan kas kasılmalarına neden olabilir.

Ataklar Arasındaki Tedavi (Koruyucu Tedavi)

Meniere hastalığının tedavisinde ikinci strateji atakların önlenmesi veya sıklığının azaltılmasıdır. Yani baş dönmesi ve diğer atak belirtilerinin olmadığı dönemde yapılan önleyici tedavi. Diyetten cerrahiye kadar bir çok seçenek vardır.
Yaşam Düzenlemesi ve İlaç Tedavisi
Doktorlar ve hastalar en hafif tedavi yöntemlerini ilk planda tercih ederler. Bunun için stresten korunmak önem taşır. Tuz kısıtlamasıyla bazı hastaların yakınmalarında gerileme olduğu görülmüştür. Ancak işe yaradığına dair herhangi bir kanıt yoktur. Doktorunuz aynı zamanda migren baş ağrılarını tetikleyen yiyeceklerden uzak durmanızı isteyebilir. Ancak yiyecek sınırlamasından fazla bir etkinlik beklenmemelidir.
İdrar sökücü ilaçlar yardımcı olabilir. Sigara ve kafein atakları tetiklediğinden bunlardan da uzak durmak gerekir. Alkol ve hayvani yağdan uzak durmanın faydası olacaktır.  Bazı denge düzenleyici ilaçlar da atağın gelmesini engellemek amacıyla kullanılabilir.
Fizik tedavinin sınırlı yararı olabilir. Bu bir uzman doktor tarafından yapılmalıdır. Boyuna yapılan bazı fizik tedavi uygulamaları ve özel baş hareketleri ile bu tedavi gerçekleştirilir.

Kulak Enjeksiyonları

Araştırmalar, kulak içine enjekte edilen bazı ilaçların baş dönmesi ve sersemlik hissini kontrol altına aldığını göstermektedir. Bu amaçla en sık kortikosteroid (kortizon) ve bir antibiyotik olan gentamisin kullanılmaktadır.
Enjeksiyon; çok ince bir iğne kullanılarak kulak zarını geçip orta kulağa ilaç verilmesidir. Bu işlem mutlaka deneyimli doktorlar tarafından yapılmalıdır.
İşitmenin henüz iyi olduğu durumlarda kortizon enjeksiyonları, işitmenin zaten bozulmuş olduğu durumlarda ise antibiyotik enjeksiyonları yapılmaktadır.
Antibiyotik enjeksiyonu oldukça yıkıcı bir tedavi olarak kabul edilmektedir (Şekil 1). Çünkü tedavi uygulanan kulakta işitme kaybına neden olabilir. Dolayısıyla bu yöntem işitmenin zaten hastalık nedeniyle bozulmuş olduğu kulaklar için uygundur.

Şekil 1. Meniere hastalığında kulak içine antibiyotik verilmesi.

Cerrahi Tedavi
Meniere hastalığının atakları önleyici tedavi seçenekleri arasında cerrahi tedaviler de vardır. Elbette bu tedaviler sık atak geçiren ve yaşam düzenlemesi, diyet, ilaç tedavisi ve kulak enjeksiyonları gibi tedavilerin yetersiz kaldığı hastalarda uygulanmaktadır. Hastaların yaklaşık % 5-10’unda buna ihtiyaç duyulur. Cerrahi yöntemler şunlardır:

  1. Kese (şant) ameliyatı: İç kulaktaki sıvıların bulunduğu endolenfatik kese adı verilen bölümü başka boşluklara bağlayarak basıncı azaltmak amacıyla yapılan ameliyattır. İşitme üzerine zararlı olmaması ve basit olması nedeni ile işitmesi iyi durumda olan hastalara uygulanabilecek ilk tercih edilmesi gereken cerrahi girişimdir. Bu yöntemde işitme korunmuş olur.  Fakat bu ameliyatın başarı şansı %5-70 arasında değişkenlik göstermektedir.
  2. Denge sinirinin kesilmesi: Vestibüler sinir adı verilen bu sinir kesilerek baş dönmesi duyusu yok edilmiş  olur. Buna vestibüler nörektomi ameliyatı denilir. Bununla vertigonun düzeltilme şansı %90-%95 gibidir ve genellikle işitme korunabilmektedir. Bu zor bir cerrahidir; hastanede yatış süresi ve dengenin tekrar normale dönmesi için gereken süre uzundur. Bu tedavi geri dönüşü olmayan sonuçlar yarattığı için çok uygun hastalarda seçilecek bir tedavidir. İşitmesi iyi durumda olan ve fakat yukarıda anlatılan diğer tedavilerle kontrol altına alınamayan Meniere hastalarında uygulanmalıdır.
  3. Labirentektomi: İç kulağın ameliyatla tahrip edilmesi, tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Bu ameliyatla iç kulak ortadan kaldırıldığı için işitme fonksiyonu da tamamen ortadan kalkar. Dolayısıyla, işitmesi zaten tamamen bozulmuş olan ağır hastalarda yapılabilmektedir.

Meniere Hastalığı ile Yaşam

Baş dönmesi bulantı, kusma, kulakta çınlama, kulakta dolgunluk hissi, işitme kaybı gibi yakınma ve belirtiler hastaların sosyal hayatlarını oldukça kısıtlamaktadır. Hastaların yalnız kalması, strese girmesi, endişe etmesi ve hatta depresyona girmesi seyrek değildir.  Profesyonel bir danışmanlık hizmeti alınabilir, psikolojik ve/veya psikiyatrik yardım alınabilir. Günümüzde internette bazı hasta grupları oluşmuş durumdadır. Bu gruplara katılarak yalnızlık hissinden kurtulmak ve diğer hastaların deneyimlerinden yararlanmak mümkün olabilir. En önemlisi ise sizi anlayan iyi bir kulak burun boğaz uzmanı edinmektir. Hastalık uzun seyirlidir. Sihirli bir çözüm yoktur ancak hastaya özgü tedavi seçenekleri iyi bir doktor-hasta iletişimi ile oluşturulabilmektedir.